nlp eğitimi

Değişim ve Gelişim Köşesinden Tekrar Merhaba
Bu sayımızda sizlerle iletişimde en önemli fark yaratan genelde fark etmediğimiz bir süreçten bahsetmek istiyorum.

İletişim hiç kuşkusuz hayattaki en önemli beceridir. İletişimin dört temel biçimi vardır. Okuma, yazma, konuşma ve dinleme. Pek çok insan uyanık olduğu saatlerin üçte ikisi ile dörtte üçünde bu dört şeyi yaparak geçirir. Dinleme, iletişim zamanımızın yüzde 40 ila 50 sini temsil eder, yani en az eğitildiğimiz iletişim biçimi. Çoğu insan okuma, yazma ve konuşma eğitimine yıllar harcamıştır. Ama yüzde 5’ten azı nasıl dinleyeceği konusunda iki haftayı geçen bir eğitim almıştır. Soruyorum, Daha önce hiç dinleme eğitimi aldınız mı? Alan birini tanıyor musunuz?

Çoğu insan nasıl dinleyeceğini bildiğini düşünür; zira bu hep yaptığı bir şeydir. Ama aslında herkes “ kendi değerlendirme çerçevesi” içinde dinlemektedir.  Aşağıda dinleme Dizisinde gördüğünüz beş dinleme düzeyi, yani aldırmama, dinliyormuş gibi yapma, seçici dinleme, dikkatle dinleme ve empatik dinleme arasında, sadece en üstteki, empatik dinleme karşıdaki insanın değerlendirme çerçevesinde gerçekleşir. Gerçekten dinlemek, kendi kişisel deneyimlerinizi aşmak, kendi değer sisteminizin, geçmişiniz ve yargılama eğilimlerinizin dışına çıkmak ve büyük ölçüde diğerinin bakış açısına geçmek demektir. Buna empatik dinleme denir. Çok, ama çok nadiren görülen bir beceridir. Beceriden de ötesi, çok daha ötesidir.

DİNLEME SÜRECİ

5. Empatik Dinleme     DİĞERİNİN AÇISINDAN
4. Dikkatle Dinleme
3. Seçici Dinleme
2. Dinliyormuş gibi yama    KİŞİNİN KENDİ AÇISINDAN
1. Aldırış etmeme 


Bir makalede dinleme ile ilgili şöyle diyor;

Dinlemeni istediğim zaman öğüt vermeye başlarsan, senden istediğimi yapmış olmazsın. Senden beni dinlemeni istediğimde, bana niçin öyle hissetmemem gerektiğini anlatmaya başlarsan, duygularımı hiçe saymış olursun.

Senden dinlemeni istediğimde, kendini benim sorunumu çözmek için bir şeyler yapamaya mecbur hissedersen, belki biraz garip görünecek ama beni ortada bırakmış olurusun.
Dinle! Bütün istediğim dinlemen; konuşman ya da bir şey yapman değil, sadece beni dinlemen….
Kendim için bir şeyler yapabilirim. Çaresiz değilim. Cesaretim kırılmış ya da gücümü yitirmiş olabilirim, ama çaresiz değilim. Kendi kendime yapabileceğim ya da yapmam gerekeni benim için yaparsan, korkuma ve yetersizlik duyguma katkıda bulunmuş olursun.

Ama ne kadar akıl dışı olursa olsun, gerçekten hissettiklerimi gerçek kabul edersen, bende seni inandırmaya çalışmaktan vazgeçebilir ve bu akıl dışı duygunun ardında yatanı anlamayı başarabilirim. Bu açıklığa kavuştuğunda, yanıtlarda bellidir ve öğüte ihtiyacım kalmaz.  
Dr. Ralph Roughton

Osmanlı krallığı ile ilgili tarih kitaplarını karıştırırken; yıllar önce yerli yönetimlerle iletişimi daha etkin sağlamak için kullanılan bir yöntemi duymuştum; bu konuşma sopası yöntemiydi. Konuşma sopası somut olmakla birlikte, güçlü sinerjik bir kavram da ifade eder. Konuşma sopası görüş farkları olan insanların karşılıklı saygı yoluyla nasıl birbirlerini anlamaya başladıklarını gösterir. Buda farklılıklarını ve sorunlarını sinerjik bir biçimde ya da, en azından uzlaşma yoluyla çözmelerini sağlar.
İşte bunun ardında yatan kuram: İnsanlar her bir araya geldiğinde, Konuşma sopası ortaya çıkartılır. Sadece konuşma sopası elinde olanın konuşmasına izin verilir.  Konuşma sopası sizde olduğu sürece, anlaşıldığınıza ikna olana kadar yanlı siz konuşabilirsiniz. Diğerlerinin anlatmak istediklerini, kendi savlarını ya da, aynı ya da karşı görüşteki fikirlerini anlatmalarına izin yoktur. Ancak sizi anlamaya çalışır ve sadece sizi anladıklarını açıkça ifade edebilirler. Anlaşıldığınızdan emin olmak için demek istediklerinizi yeniden dile getirmeye gerek duyabilirler, ya da siz onların anladığını hissetmekle yetinebilirsiniz.
Yapmanız gereken anlaşıldığınızı hisseder hissetmez konuşma sopasını diğer kişiye vermek ve sonrada onun anlaşıldığını hissetmesini sağlamaya çalışmaktır. O kendi demek istediğini anlatırken, gerçekten anlaşıldığını hissedene kadar, onu dinlemek,ne anladığınızı yeniden ifade etmek ve onunla empati kurmak zorundasınız. Bu şekilde, her iki tarafta, hem konuşarak hem de dinleyerek iletişimin tamamından sorumlu olur. Her taraf anlaşıldığını hissettiğinde, genellikle şaşırtıcı bir şey olur. Negatif enerji dağılır, çekişme yok olup gider, karşılıklı saygı gelişir ve insanlar yaratıcı olur.  Yeni fikirler ortaya çıkar. Üçüncü alternatifler belirir.

Unutmayın, anlamak aynı fikirde olmak demek değildir. Sadece karşınızdaki kişinin gözünden, onun kalbiyle, zihniyle ve ruhuyla görebilmek demektir. İnsan ruhunun en derin ihtiyaçlarından biri anlaşılmaktır. Bu ihtiyaç tamamlandıktan sonra, kişinin odağı karşılıklı bağımlı problem çözmeye kayabilir. Ama bu yoğun anlaşılma ihtiyacı karşılanmadığında, ego mücadelesi ortaya çıkar. Gündem savunmacı ve koruyucu iletişim olur. Kimi zaman çekişme, hatta şiddet patlak verebilir.
İnsanın anlaşılma ihtiyacı, akciğerin havaya ihtiyacına benzer. İçinde bulunduğunuz odadaki hava birden çekilecek olsaydı, yani havasız kalmış olsanız, hava bulmak için nasıl motive olurdunuz? Bir tartışma yaşamak ya da insanlarla aranızdaki bazı farklılıkları halletmekle mi ilgilenirdiniz? Elbette hayır. Tek bir şey isterdiniz. Hava.  Ancak hava aldıktan sonra, başka şeylere açık olurdunuz. Anlaşılma hisside psikolojik havanın karşılığıdır. Ancak anlaşıldıktan sonra diğerlerinin fikirlerine açık olursunuz.
Bu süreç, konuşma sopası olmaksızın da insanların zihninde canlanabilir, ama cesaretle konuşma sorumluluğunu açıkça diğerine verme, sonra da empatiyle dinlemenin verdiği somut disiplini sağlamaz.  Elinizde gerçekten fiziksel bir çubuk olduğunda muazzam bir dikkat ve kişisel ilgi odağı olacaktır. Gerçek bir konuşma sopasına ihtiyacınız yok. Şirket yada aile toplantılarınızı yaparken, bir kalem, kaşık yada bir parça tepeşir, yani konuşan kişinin ancak anlaşıldığını hissettiğinde başkasına verebileceği, sorumluluğu fiziksel olarak konuşana aktaran elle tutulur herhangi bir şey de kullanabilirsiniz.

İşte size bir örnek;

Turgay ve Bengü bir toplantıdalar. Tam Bengü ne demek istediğini anlatmaya çabalarken, Turgay şöyle diyor, “ Bengü ile aynı fikirde değilim. Bence yapmamız gereken”
Siz sözünü kesip “Özür dilerim Turgay” diyorsunuz, “iletişimimizde bize neyin yardımcı olacağı konusunda anlaştığımızı unutuyor musun?”
Turgay yanıtlıyor. “Ha, evet, önce Bengü’nün ne demek istediğini anlatmam gerekiyor, sonra da ben kendi fikrimi söyleyebilirim.”
“Hayır, Turgay” diyorsunuz, “Bengü’nün ne demek istediğini anlatmayacaksın. Bengü’nün demek istediklerini o anlaşıldığına tamamen ikna olana kadar dinleyeceksin. Sonra kendi fikrini açıklayabilirsin. 
“Ya evet. Doğru” diye karşılık veriyor Turgay.
“Gözde’nin demek istediği neydi Turgay?”
Turgay bunu anlatmaya çalışıyor.
“Bu doğru mu, Gözde?”
“Hayır, hiç değil. Benim demek istediğim”
Turgay yine araya giriyor.
“Tekrar, temel kuralımız neydi Turgay?”
“Evet, Gözde tatmin olana kadar, onun fikrini anlatacağım.”
Dolayısıyla Turgay ilk kez onu daha içten dinlemeye çalışıyor ve temelde onu taklit ediyor.
“Bu nasıldı, Gözde?” diye soruyorsunuz.
“Eh” diye yanıtlıyor Gözde, “ beni taklit etti, ama demek istediğimin özünü hiç yakalayamamış.”
“Kusura bakma, Turgay, bir daha dene.”
 “Ben ne zaman konuşacağım? Benim sıram ne zaman gelecek? Bu toplantıya kaç gündür hazırlık yapıyorum.”
“Oyunun kuralını unuttun mu Turgay? Karşındaki kişiden, onun fikrini anladığına dair bir bilet alana kadar, bu bölgeye giriş yok.”
Turgay, egosunun ihtiyaçları, gizli gündemi, konuşma isteği ve karşısındaki anlaşıldığına ikna olmadan oyuna giremeyeceği gerçeği arasında bocalıyor. İlk kez gerçekten empatiyle dinliyor.
Gözde, “Teşekkür ederim, Turgay” diyor. “Gerçekten anlaşıldığımı düşünüyorum.”
“Tamam, Turgay, sıra sende, şimdi sen istediğini anlatabilirsin.”
Turgay, “ Seninle aynı fikirdeyim Gözde” diyor.

Deneyimlerim şunu gösteriyor ki: İnsanlar gerçekten birbirlerini anlamaya çalışırsa, her zaman değilse bile genellikle hemfikir olmaya başlarlar. Niçin? Çünkü iki kişi birbirini gerçek empatiyle, yani diğerinin değerlendirme çerçevesinden dinlediğinde algılama ve açıklama sorunları tıpkı Gözde ile Turgay egzersizinde olduğu gibi ortadan kaybolur.
Empatik iletişimde sessizlik de çok önemli bir öğedir. Karşımızdakiyle içtenlikle empati kurmaya başlamak için sakin hatta sessiz olmalıyız. Bu sessizliğin gücü konusunda Robert Greenleaf şöyle demiştir: “İnsan bir parça sessizlikten korkmamalı. Kimi sessizliği zor ya da bunaltıcı bulur. Ama diyaloga rahat yaklaşmak için, bir parça sessizliği davet etmek iyi olur. Kişinin kendisinden bunu istemesi çoğu kez dayanılmaz bir sorundur, ama kimi zaman önemlidir. Aklımdakini söyleyince, gerçekten sessizlikten daha mı iyi olacak?”
Biraz da mizah katmak için, izin verirseniz size yeni işittiğim bir öyküyü aktarayım. Bu, empatik dinleme sürecini uygulamayan biri sanki.

Hadi bakalım kısa vadede daha fazla zaman alan ancak uzun vadede inanılmaz sonuçlar kazandıran Empatik dinlemeyi yaşamınıza katmanın zamanı geldi. İletişimsizlik mümkün olmadığına göre her an iletişimde olduğunuz kişilerle empatik iletişim kurmaya, onları kalpten dinlemeye ve anlaşıldıklarını hissettirerek kendilerine psikolojik oksijen vermeye ne dersiniz? Onlara psikolojik oksijen verdiğiniz sürece hem evinizde hem de işinizde ne kadar harika sonuçlarla karşılaşacağınızı sizden duymak dileğiyle.

 
Sonraki >
 

Sözler

İnsan seçimlerinin ürünüdür;Değişebilirsiniz çünkü seçebilirsiniz,Seçebilirsiniz öyleyse özgürsünüz!

Metin Çınaroğlu